Necip Torumtay, doğumundan genelkurmay başkanlığından istifa edişine kadar yaşadığı çeşitli olayları “Orgeneral Torumtay’ın Anları” isimli kitabında toplamıştır. Kitap, kısa ama içerik bakımından geniş bir önsöz ile başlamaktadır. Kitap genel olarak 2 ana bölümden oluşur. İlk bölümde anılar bulunur, ikinci bölümde ise Necip Torumtay “niçin askerlikten istifa ettim” sorusuna yanıt vermektedir. Sonsöz ise gelecek kuşaklara bırakılmış bir mektup niteliğindedir. Kitapta 2 önemli belge bulunmaktadır. Bunlar istifa mektubu ve silahlı kuvvetlere veda mesajıdır. Fotoğraf albümünde Necip Torumtay’ın hayatının çeşitli dönemlerine ait 34 adet fotoğraf bulunmaktadır. Kaynakça bölümünde ise sadece 5 kitabın ismi vardır.
Necip Torumtay’ın çocukluğuna dair aktardığı ilk önemli anısı, Cumhuriyetimizin 10. yıl kutlamaları dönemine aittir. Emperyalizme karşı verilen bir kurtuluş savaşının ardından Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, 10. yaşını büyük bir coşku ile kutlamıştır. 10.yıl marşını büyük bir coşkuyla okuyan Torumtay, bunu yapan “15 milyon” kişiden sadece birisidir.
Kutlamalarda Necip Torumtay bir müsamerede görev almıştır. Onun görevi “Mustafa Kemal’in Askerleri” tablosundaki erlerden birisi olmaktır. Bu oyunu basit bir oyun olarak görebiliriz. O gün giydiği kostümün ardından yıllar sonra Orgeneral rütbesine kadar yükselecek ve genelkurmay başkanı olacaktır. İşte o zaman 1933 yılında sahnelediği “Mustafa Kemal’in Askerleri” oyununu gerçek hayata uygulayacak ve Atatürk’ün “8 Temmuz” günü gösterdiği dik duruşu kısmen de olsa sergileyecektir.
Necip Torumtay’ın babası Kadri Nihat Torumtay, vilayet mektupçuluğu(vali yardımcılığı), kaymakamlık gibi üst düzey memur olarak görev yapmıştır. Bundan dolayı memleketin birçok yerinde yaşamıştır. Necip Torumtay asker olduktan sonra da aynen çocukluğundaki gibi, birkaç yılda bir şehir değiştirecek ve ülkemizin her karış toprağını yakından tanıma fırsatı bulacaktır.
Türk milletinin en kara günü olan “10 Kasım 1938” tarihinde Necip Torumtay ortaokul 3. sınıf öğrencisidir. Bu acı haberi, Bilecik’te iken öğrenmiştir. O gün için Torumtay aynen şunları söylemiştir; “10 Kasım günü Atatürk’ün ölümünden kısa bir süre sonra trenle İstanbul’dan Ankara’ya götürülüşü sırasında cenazesini görebilmek ümidiyle tüm ortaokul ve halkın büyük bir kısmı il merkezinden 5 km uzaktaki tren istasyonuna gittik. Gece yarısına doğru Bilecik istasyonuna gelen ve yavaşlayarak durmadan geçen trenin sonunda, etrafı büyük vitrin camlı bir vagonda Atatürk’ün şanlı bayrağımıza sarılı tabutu bulunuyordu. Cenazenin dört tarafında, büyük üniformalarıyla dört general, heykeller gibi saygı nöbetindeydiler. Önümüzden çok yavaş geçen bu manzarayı hepimiz gözyaşları ve hıçkırıklarla izledik.”
1942 yılında Torumtay liseden mezun oldu. Artık geleceğini şekillendirecek bir karar verecek, asker olmayı seçecekti. TSK o yıllarda asker olmak isteyenler için güzel bir uygulama yapmaktadır. Harp okuluna katılmak isteyenler sağlık muayeneleri ve çeşitli formalitelerin ardından er olarak staj yapmaktadır. Geleceğin subayları hayatlarının başında Mehmetçik olmak nasıl bir duygu önce onu öğrenmektedir.
2012 Türkiye’sinde maalesef 19 Mayıs’ı kutlayıp kutlamama tartışmalarına şahit oluyoruz. Torumtay’ın öğrencilik yıllarında bu kutlamalar büyük bir coşku ile yapılmaktadır. Aynı zamanda kutlamalar Ankara Radyosu tarafından canlı olarak dinleyicilere aktarılmaktaydı.
1943 yılının Su Bayramında Necip Torumtay önemli bir ödül alır. 10 metrelik kuleden elbise ve sırt çantası ile yüzme havuzuna atlama ve sualtında bunları çıkartma yarışmasında başarı elde eder. Bu başarısı bizzat dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün verdiği ödül ile taçlandırılır.
Torumtay askeri eğitimini tamamladıktan sonra, sıra öğrendiklerini uygulamaya gelir. Polatlı, Manisa, Balıkesir ilk görev yaptığı yerlerdendir. Siirt’e göreve atanmasıyla birlikte artık biraz daha çetin bir coğrafyada askerlik görevini yapacaktır. Bölgede özellikle kış aylarında yaşamak oldukça zordur. 1948 yılının ilkbaharında batarya komutanlığı görevine vekalet ederken bir teftişe uğrar. Bu sırada ordunun askeri disiplini, askeri eğitimi tamdır. Aynı zamanda Mehmetçiklerin sağlığı her şeyden önce tutulmaktadır. Fakat denetim sırasında binaların boyaları dökülmüş vaziyettedir. Bu durum Torumtay’ın gösterişten önce askerliğe önem verdiğini kanıtlar niteliktedir. Onun sahip olduğu karakteri daha iyi anlayabilmek için konu hakkındaki yorumunu aynen aktarıyoruz;
“Denetlemeden sonra, askerlik hayatımın sonuna kadar eğitimi daima başta tutacağıma, süs ve gösterişle başarı peşinde koşmayacağıma yemin ettim. Bu mesleği savaş ilmini ve sanatını öğrenmek ve öğretmek için seçmiştim, gösteri ve süs için değil. Son görevimden ayrılıncaya kadar bu inancı korudum ve gösteriş peşinde koşanlara da iltifat etmedim.”
1948 yılında Necip Torumtay, Bitlis’teki Piyade Alay Komutanının kızı Türkan Turgay ile evlendi. O yıllarda 2. Dünya savaşı bitmiş ve dünya yeni bir siyasi atmosferin içine girmişti. Atatürk’ün tam bağımsız Türkiye’si, Amerikancılığa doğru yönelmişti. Necip Torumtay da ABD’ye topçu telsiz tamir kursunu gitti. Amerika’da iken arkadaşı üsteğmen İsmail Hakkı Oğuz ile birlikte 1935 model Chrysler marka araba aldı. 1950 yılında ise kursunu bitirip Türkiye’ye geri döndü.
1950 Torumtay çifti için özel bir yıldır, çünkü çocukları Edip dünyaya gelmiştir. Bu yılın sonunda ise Kore savaşı patlak verir. Kore’ye savaşa gidecek Türk askerlerine telsiz ve top eğitimi, Torumtay tarafından verilmiştir.
Eylül 1956’da Necip Torumtay, Türkan Torumtay, Edip Torumtay ve yeni çocukları Ayda Torumtay Japonya’ya, Tokyo’ya gitmiştir. O yıllarda Tokyo Tower inşa aşamasındaymış ve 2 yıl içinde tamamlanmıştır. Japon mimarisi ise genel olarak tek katlı evlerden oluşmaktaymış. Necip Torumtay’ın mesleki görevini ise Büyükelçilik binasında ve Birleşmiş Milletler Uzakdoğu Komutanlığı(UNC/FEC) irtibat bürosunda sürdürmüştür.
Necip Torumtay 27 Mayıs süreci ve sonrasındaki olayları çok yüzeysel olarak anlatmıştır. Bu konuda verdiği en önemli bilgi, kendisine teklif edilen Babaeski Kaymakamlığı görevini kabul etmemiş oluşudur. Babası yıllar önce Babaeski’de kaymakamlık görevi yaptığından dolayı, babasının asaleten sürdürdüğü görevini bu şartlar altında kabul etmemiştir.
27 Mayıs sürecinde en fazla tartışılan konu Yassıada mahkemeleridir. Necip Torumtay burada güvenlik önlemlerini kontrol ve koordine etmekle görevlendirilmişti. Ama anılarında maalesef detaylı bilgiler vermez. Genel anlamda 27 Mayıs sürecini ise şöyle özetler;
“27 Mayıs hakkında yetkililerce çeşitli açıklamalar yapılmış ve farklı kesimlerden çok değişik görüşler ortaya atılmıştır. Cumhuriyet dönemimizin bu önemli siyasi ve sosyal olayının nedenleri ve koşullarıyla daha da derinlere inilerek ve tarihi inceleme konusu olarak ele alınacağına veya alınmakta olduğuna şüphe yoktur.”
Necip Torumtay ihtilal sürecine birkaç paragrafla anlattıktan sonra, sıra 22 Şubat ve 21 Mayıs hareketlerine geliyor. Talat Aydemir ve arkadaşları 27 Mayıs’ın ardından Türkiye’nin yeterince iyi yönetilemediğini, ihtilalin amacına ulaşamadığını düşünmektedir. Bundan dolayı, yeni bir askeri müdahale daha doğrusu yeni bir yönetim için çeşitli girişimlerde bulunurlar. Ama Talat Aydemir’in kişiliği kan dökülmesine karşıdır. Devletin yönetimini ele geçirme fırsatını yakalamasına rağmen, kan dökmemek adına bunu kullanmaz. Ama yine de ideallerinden vazgeçmemiştir. İdealleri uğruna, başı dik bir şekilde darağacına gitmiştir.
Torumtay 22 Şubat hareketi öncesinde Genelkurmay karargahında yaşanan tedirginlikleri anlatmaktadır. Bu durumun, özellikle üst rütbedeki askerleri derin endişelere sürüklediğini görüyoruz. Talat Aydemir’in Ankara dışında bir yere göreve atılıp, pasif bir göreve verilmesi bardağı taşıran son damla olur. “Harbiyeli Aldanmaz” ruhu işte böyle bir ortamda doğar.
Talat Aydemir’i tutuklama emri verilen askerlerden birisi Necip Torumtay’dır. Onun bu konuda yazdıkları Talat Aydemir’i daha yakından tanımamız açısından önemlidir;
“Başbakan İsmet İnönü’nün imzasıyla Genelkurmay’a 5 tutuklama emri geldi. Talat Aydemir ve önde gelen dört arkadaşının tutuklanmaları emrediliyordu. Bu görevi yerine getirmek üzere 5 subay komutasında timler oluşturuldu. Bunlardan birisi de bendim. Talat Aydemir’i tutuklamakla görevlendirilmiştim. Beraberimde kara, deniz, ve hava kuvvetlerinden birer subay ve bir silahlı manga vardı. Talat Aydemir’i geceleyin evinden alacaktık. Alınan istihbarata göre, Aydemir’in evi içeriden ve dışarıdan kuşatma altındaydı.”
Necip Torumtay’ın şu satırları Talat Aydemir’e karşı düşüncelerini özetler niteliktedir; “Albay Aydemir, Harp Akademilerinde ikinci sınıfında beraber okuduğum, benden 5 yıl ileride, sevdiğim ve saydığım, sakin ve efendi bir subaydı.”
70li yıllara kadar Torumtay yurdun çeşitli yerlerinde görevlere atanmıştır. Aynı zamanda sık sık yurtdışına çıkıp çeşitli eğitim seminerlerine katılmıştır. 1970 yılının Ağustos ayında Necip Torumtay acı bir olayla karşılaşır. Oğlu Edip bir eğitim uçuşunda hayatını kaybetmiştir. Yazmış olduğu anılarını da oğluna ithaf etmiştir.
Torumtay 12 Mart ile ilgili de çok fazla detaya girmemektedir. Burada önemli bir not olarak Mahir Çayan’ın 1972 yılında hapisten kaçışını anlatır. Mahir Çayan’ın kaçışı TSK içinde ciddi bir infial uyandırır. Çünkü ordunun içindeki bazı subay ve astsubayların Mahir Çayan’a yardım ettiği söylentisi çıkmıştır. Kaçış sırasında görevini ihmal ettiği öne sürülen Tugay komutanı görevinden alınır, yerine Necip Torumtay getirilir.
70li yıllar Torumtay’ın NATO ile içli dışlı olduğu bir süreçtir. Kitapta NATO ile ilgili çeşitli değerlendirmeler yapmaktadır. NATO ittifakının Türkiye’nin milli menfaatleriyle uyuştuğunu öne sürer. Ama buna rağmen gerektiğinde tam bağımsız bir tavır almayı başarabilmiştir.
Kıbrıs barış harekâtı yapıldığı sırada Torumtay artık tümgeneralliğe terfi etmiştir. O yıl Rauf Denktaş ile de birlikte çalışma fırsatı bulur.
Rauf Denktaş hayatının sonuna kadar yani 2012 yılının Ocak ayına kadar Kıbrıs için mücadele etmiş bir mücadele ve dava adamıdır. Torumtay, Rauf Denktaş ile ilgili şu gözlemleri yapar; “Sayın Denktaş önünde dağ gibi idari ve siyasi sorunlar olmasına rağmen büyük bir huzur içerisinde ve gelecekten emin görünüyordu.”
“KTFD’nin değerli başkanı Rauf Denktaş’ı da mükemmel bir insan, örnek bir devlet adamı ve üstün vatanperverliğiyle yakından tanımak ve kendisiyle ortak konularımızda işbirliği yapmak şansına sahip oldum.”
Torumtay Kıbrıs’ın geleceği ile ilgili geniş değerlendirmelerde bulunur. Türk ordusunun adada bulunması, Kıbrıs Türklerinin can güvenliği için olmazsa olmazdır. 70li yılların sonuna doğru Torumtay Genelkurmay karargâhında göreve başladı. 12 Eylül’e gidiş süreciyle ilgili onun gözlemleri elbette çok önemlidir. Ama bu süreç ile ilgili çok fazla detaya girmez. 12 Eylül darbesini bile 3-4 paragrafla geçiştirmekle yetinir.
27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül ile ilgili Necip Torumtay’ın bu tavrı, Türk ordusunun siyasete mesafeli durması gerektiğine inancından kaynaklanıyor olabilir. 12 Eylül sonrasında Necip Torumtay Amerika’ya gidip Atatürk’ün doğumunun 100. Yılı etkinliklerine katılmak için görevlendirilir. Görevi ABD’de bir dizi konferans vermektir. Bunun için Türk Devrim ve Türk siyasi tarihi ile ilgili geniş araştırmalar yapar.
1987 yılına geldiğimizde ordunun üst düzey yönetiminde önemli bir değişim yaşandı. Orgeneral Necdet Üruğ’un görev süresi dolacaktı. Yerine ise Orgeneral Öztorun’un getirilmesi gerekiyordu Ama Turgut Özal bunu engelledi, Necip Torumtay’ın genelkurmay başkanı olmasını sağladı. Bir yandan PKK’nın artan ırkçı terör eylemleri, diğer taraftan ise Irak-ABD restleşmeleri TSK’nın komuta kademesini daha da önemli kılıyordu.
Necip Torumtay göreve bu şekilde gelmiş olmasını memnun karşılamıyor ve bunu anılarında açıkça belirtiyor; “Böyle bir göreve geleneksek usullerimize göre gelmeyi arzu ederdim, siyasi bir görünüm alan ve silahlı kuvvetleri rencide eden böyle bir olaydan sonra değil.”
Turgut Özal Necip Torumtay’ı birkaç yıl önce genelkurmay başkanı olmasını sağlamıştır. Düz bir mantıkla Torumtay ile Özal’ın birbirine yakın isimler olduğunu söylemek oldukça yanlış olur. Çünkü gerek Torumtay’ın PKK’ya karşı olan tutumu, gerekse ABD’nin Irak işgaline karşı tutumu Özal ile tam ters doğrultudadır.
Torumtay anılarında Saddam’ın baskısından dolayı Türkiye’ye sığınan 10.000lerce Kürt’ün arasına PKK’lıların karıştığını da söylemektedir. Bu söylemlerin hedefinde ise doğrudan mevcut hükümet vardır. Çünkü PKK’lıların sınırı geçmesine seyirci kalınması yanlış bir politikadan kaynaklanmıştır. O yıllarda kim bilir kaç kişi elini kolunu sallayarak Irak’tan Türkiye’ye girip askerlerimizi ve masum halkımızı şehit etti. Bu durum Torumtay paşanın ve birçok insanın vicdanını sızlatmıştır.
Sınır güvenliği ile ilgili de Torumtay’ın görüşleri önemlidir; “Her bağımsız egemen ülke, kendi sınırlarının güvenliğini kendisi almak zorundadır. Sınır güvenliği başka bir ülkenin alacağı önlemlere de emanet edilemez. Bu sınır güvenliği sadece silahlı geçişlere veya kaçakçılığa karşı değil, milletçe geçirdiğimiz iki tecrübeden almamız gereken derslere göre yüzbinlerce muhtemel sığınmacılara karşı da kesin ve caydırıcı bir duvar olmalıdır. Unutulmamalıdır ki insan hakları ve diğer insani düşünceler milli güvenliğimiz ve ülke bütünlüğünden daha fazla bir önceliğe sahip olamaz.”
Artık yepyeni bir kriz patlak vermişti; Körfez krizi. Bu kriz Özal ile Torumtay arasındaki iplerin iyice kopmasına neden olacaktır. Bir taraf ABD’nin yanında saf tutmayı, diğer taraf “Yurtta barış dünyada barış” anlayışını tercih edecekti.
Eğer askeri bir operasyon yapılacaksa, bu konudaki en yetkili kişi hiç kuşkusuz genelkurmay başkanıdır. Ama körfez krizi patladığında, Turgut Özal genelkurmay başkanını saf dışı bırakıp kendi kafasından planlar yapar. Üstelik bu planları Necip Torumtay TRT ekranlarından öğrenmektedir! Devlet anlayışının içine düştüğü bu durum gerçekten içler acısıdır.
3 Aralık 1990 tarihinde Necip Torumtay kısa ve öz bir şekilde Turgut Özal’a rest çekip, ABD’nin jandarmalığını asla üstlenmeyeceğini kanıtlar nitelikte bir tavır sergilemiştir. İstifa mektubu kısa ve özdür ama Özal dönemine ilişkin en önemli tarihi belge niteliğindedir;
“İnandığım prensiplerle ve devlet anlayışımla hizmete devamı mümkün göremediğim için istifa ediyorum.”
Turgut Özal 1 koyup 3 almaktan söz ederken, Necip Torumtay gerçekçi bir tutum sergiliyordu. Geçmişe dönüp baktığımızda 1 koyup 3 alma meselesi siyasi bir komedi olarak kalmıştır. Ama Necip Torumtay’ın dik duruşu tarihsel bir miras olarak gelecek kuşaklara aktarılmıştır.
Anıların keleme alınmasındaki en temel olay Özal-Torumtay ilişkisinin kopma noktasıdır. Necip Torumtay’ın bir ifadesi aslında bütün bu süreci özetler niteliktedir;
“Geminin dümeni asıl sorumlusunun elinde değildi ve rotası da belirsizdi.”
O gemi Türkiye’ydi. Ama maalesef okyanus ötesinden gelen emirlere göre hareket etmekteydi. Bu duruma seyirci kalmak bir Türk askerine yakışmazdı.
En başta, “Mustafa Kemal’in Askerleri” tiyatro oyunundan bahsetmiştik. O oyunun üzerinden yaklaşık 55 yıl geçince bu sefer Necip Torumtay gerçekten Mustafa Kemal’in askeri gibi davranmıştır. Kendisi NATO ile içli dışlı birisiydi, NATO’yu savunuyordu, ABD’de çeşitli eğitimler almıştı. Ama bütün bunlar ülkesi siyasi ve askeri bir kriz ile karşılaşınca “ulusal” tavır almasına engel olamadı.
Bugün, Necip Torumtay aramızda değil artık. Geçtiğimiz yılın yaz aylarında hayata gözlerini yumdu. Ama yazmış olduğu anılar ve “dümensiz” siyasetçilere karşı olan tutumu bizlere örnek olmalıdır.
Kitap 1990 yılındaki istifa ile birlikte sona ermektedir. Ama benzer olayların bugün aynen tekrar yaşandığını görüyoruz. Dün ırkçı terör örgütü PKK ile iğrenç pazarlıklar yapılıyordu, bugün de yapılıyor. Dün bazıları Mehmetçiği ABD askerlerine siper etmek için Irak’a sürmek istiyordu, bugün ise Suriye’ye sürmek istiyorlar.
İşte bu nedenlerden dolayı, Necip Torumtay’ın anılarından çıkarılacak çok ders vardır. Ama bunlardan en önemlisi şu cümlede saklıdır; “Yurtta barış dünyada barış!”
Murat KAYA
0 yorum:
Yorum Gönder
Google hesabınız yoksa yorumlama biçimini ADI/URL ya da Anonim olarak seçip düşüncelerinizi aktarabilirsiniz.