31 Ocak 2012 Salı

Mustafa Akyol İstiklal Marşını Bilmiyor!

   Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
   Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
   Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
   Kim bilir, belki yarın, belki yarından
 da yakın.

Atatürk’ün gençliğe hitabesi “Ey Türk gençliği” diye başlar, istiklal marşı ise “Korkma” ile başlar…

Ama ikisi de özünde birdir, aynı duyguları yansıtır.

Ancak bazı “ahmaklar” bunları anlamak istemez.

Mustafa Akyol çıkmış ve gençliğe hitabeden rahatsız olduğunu, bunun kaldırılması gerektiğini söylemiş. Ve eklemiş, ortak bir metin olarak sadece İstiklal marşı yeter demiş.

Bak Mustafa, bizim asıl derdimiz seni ve senin gibileri azdıranlarla, ama bu seferlik adam yerine koyalım seni.

Gençliğe hitabeden rahatsız olmanı elbette anlayışla karşılıyoruz. Çünkü o metnin özünü benimseyen gençlik olduğu sürece, bu memlekette salyalarını saçarak konuşmayı bırak rahat bir nefes bile alamazsın.

Senin gençliğe hitabeden rahatsızlık duyman, maşası olduğun iktidarın ruh halini yansıtması bakımından önemlidir.

Ama gel itiraf et…

Asıl derdinin sadece gençliğe hitabe olmadığını itiraf et…

İstiklal marşından da rahatsız olduğunu itiraf et…

Eğer “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” seni rahatsız ediyorsa, “Kahraman ırkıma bir gül! Ne şiddet? bu celal?” satırları da rahatsız eder.

Aksi halde insanın aklına şu soru gelir; Yoksa sen İstiklal marşını bilmiyor musun?

Evet, eğer gençliğe hitabeden rahatsız oluyor ve İstiklal marşından olmuyorsan, buradan çıkartılacak tek sonuç senin İstiklal marşını bilmediğindir.

Birbirinin özü itibariyle aynı olan 2 metinden birisine sahip çıkıp, diğerine sahip çıkmamak olmaz.

Hani o törenlerden senin zihniyetin rahatsız oluyor ya, sırf sizin cehaletinizi ortadan kaldırmak için İstiklal marşı daha fazla yerde okunmalı.

Gençliğe hitabe ise sadece duvarlar üzerinde asılı kalmamalı, sizin zihniyetinize karşı bir silah olarak kullanılmalıdır!

Murat KAYA

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal ATATÜRK

0 yorum:

Yorum Gönder

Google hesabınız yoksa yorumlama biçimini ADI/URL ya da Anonim olarak seçip düşüncelerinizi aktarabilirsiniz.